Çarşamba, Ekim 13, 2010

Suyun Mucizesi

 Su, insan hayatının devamı için bir gereklilik. Hepimiz gün içinde vücudumuzun bu ihtiyacını karşılamak için, belli miktarlarda su içiyoruz. Peki, bu zorunluluk dışında hiç suyun içindeki gizemi düşündünüz mü?
  İnsan vücudunun %70' i sudur. Soluduğumuz havada bile belli bir miktarda su buharı vardır. Günlük yaşamımızda su ile bu kadar içli dışlıyken, hiç içtiğiniz suyu bir iyileştirme aracı olarak kullanmayı düşündünüz mü?
  Kuantum çalışmaları sonucunda, insanların birbirleri ve evren ile etkileşiminin temel unsurunun enerji olduğu konusunda bir fikir birliği var. İnsanların enerjileri ile olayları kendine çektikleri ve kendi düzeyinde frekans yayan insanlarla iletişime geçtikleri söyleniyor. Açıklamak gerekirse: kötü düşündüğünüzde kötü, iyi düşündüğünüz de iyi şeyleri kendinize çekiyorsunuz. Diğer insanlarla da aramızda kablolar olmadığına göre bu enerji alışverişinin bir yöntemi olmalı. Suyun önemi işte bu noktada devreye giriyor. Havada, toprakta ve yaşayan tüm canlıların vücudunda belli oranda su olduğuna göre enerji akışının bu şekilde gerçekleştiği düşünülmeye başlandı. Bu düşünceyle birlikte de bir takım deneyler yapılmış. Bir grup suya, sevgi sözcükleri söylenmiş. Diğer gruba da tam aksi, kötü sözler söylenmiş. Araştırma sonucunda gruplardan su örnekleri alınmış ve fotoğraflanmış. Daha da ilginci, bu deney gruplarını bilinen tüm dillerde aynı şekilde test etmişler. Sonuç olarak; tüm dillerde suyun, iyi ve kötü enerjiyi ayırt edebildiği ortaya çıkmış. Güzel bir titreşim aldığında, su çok güzel kristal şekiller ortaya çıkarmış. Kötü bir enerji aldığında ise kristal yapı bozulup, darmadağın olmuş. Yani su, ses tonunuzdaki titreşimden iyi ya da kötü enerjiyi hissedebiliyor ve ona göre tepki veriyor.
  Araştırmacılar, bu deneyin sonucunda suyun enerji akışında önemli bir rol oynadığına karar vermişler. Aynı şekilde suyu modern tıbbın yanında alternatif tıp olarak, hastalık tedavilerinde de kullanmaya başlamışlar. Sonuçlar gerçekten çok ilginç. Sevgi sözcükleri söylenmiş suları içen hastaların, tedaviye daha çabuk cevap verdiğini farketmişler. Bunun devamında da, insanların evlerinde su içerken bile şükrettiklerinde bağışıklık sistemlerinin daha güçlendiğini ortaya koymuşlar.
  Düşünüldüğünde, hepimiz su damlası gibi bir sıvıdan Dünya' ya geldik. Yaşamımızı devam ettirirken de birbirimize yaydığımız iyi ya da kötü titreşimlerle bedenimiz etkileniyor. Aklımızdan geçen kişiler bir gün pat diye karşımıza çıkıyor. Başımıza gelmesinden korktuğumuz olaylar, bir gün gerçek oluyor. Öldüğümüzde ise; toprak olup, yine suya karışıyoruz. Tüm yaşadıklarımız yaydığımız iyi ya da kötü titreşimlerle kendimize çektiğimiz olaylardan ibaret. Su, bunun için belki sadece bir örnek, belki de sadece bir aracı; sonuç olarak niyetimiz nasılsa, ona paralel hayatlar yaşıyoruz.

Not: Eğer su hakkında daha fazla bilgi öğrenmek isterseniz, Masaru Emoto' nun '' Suyun Bilinmeyen Mucizesi '' kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Çarşamba, Ağustos 25, 2010

Tarihe Karışan Sihirli Mineral

 Asbest, 19. yüzyılda Endüstri Devrimi ile birlikte yaygın olarak kullanıldığı bilinen bir yalıtım maddesidir. Halk arasında ak toprak, çorak toprak, gök toprak, çelpek, höllük veya ceren toprağı gibi isimlerle de bilinmektedir. 
 

 Asbest, ya da diğer adıyla amyant ısıya, elektriğe, sürtünmeye ve kimyasal maddelere karşı çok dayanıklı lifsel yapıda bir mineraldir. Bu nedenle geçmişte sihirli mineral olarak da adlandırılmıştır. En çok kullanılan türleri; (beyaz) krisotil, (mavi) krosidolit ya da (kahverengi) amosittir. 3000' den fazla kullanım alanı olan asbestlerin özellikle gemi, uçak, otomobil sanayisinde, inşaat sektöründe, pis su boruları, eternit levhalar, derzler ve ısı, ses izolasyonunda yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir.

 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra ise insan sağlığına önemli zararlar veren kanserojen bir madde olduğunun tespit edilmesi ile asbest maddesi için öldürücü toz tanımlaması yapılmıştır. Solunum ya da içme yoluyla vücuda girerek çeşitli hastalıklara yol açtığı saptanmıştır. Asbestin neden olduğu hastalıklardan bazıları, başta kanser olmak üzere akciğer zarları arasında sıvı toplanması, kireçlenme, akciğer zarı kalınlaşması ve akciğer dokusunda bağ dokusu oluşumu olarak sıralanabilir. Ayrıca ciltte yaralara da neden olabilmektedir.

 Bu ölümcül sonuçları nedeniyle, daha önce de kısmen yasaklanan asbest kullanımı, Türkiye' de yönetmeliğin değişmesiyle artık tamamen yasaklanıyor.Yapılan yönetmelik değişikliğiyle, 31 Aralık 2010 tarihinden itibaren tüm asbest türlerinin çıkarılması, herhangi bir ürün üretiminde kullanılması, asbest içeren tüm ürünlerin piyasaya arzı yasaklanacak.

Cumartesi, Temmuz 03, 2010

Dolunayın İnsanlar Üzerindeki Etkileri


Dolunayın Dünya'ya olan etkisi (gel-gitler vs.) çoğunlukla herkes tarafından bilinmektedir. Peki hiç dolunayın insan vücuna da bir etkisi olup olmadığını düşündünüz mü? Yalnız insan vücuduna etkisi dendiğinde Hollywood filmlerinin etkisindendir sanırım, herkesin aklına ilk olarak "kurt adam" hikayesi geliyor. Şu ana kadar dolunayda hiç kurt adama dönüşen görmesekte daha normal etkilerinin olması gayet mantıklı bence.

Bu konuda çeşitli fikir ayrılıkları olsa da FBI ve bazı Amerikan istatistik kurumları bunları incelemişler ve bu dönemlerde trafik kazalarının ve cinayetlerin arttığını, migren ve sinir hastalıklarında şikayetlerin daha belirginleştiğini ve kadınların ay döngülerinin bile dolunaydan etkilendiğini düşündüren sonuçlar elde etmişler. Tarih öncesi dönemlere bakıldığında da insanların tarlalardan daha fazla verim elde etmek için Ay'ın evrelerinden yararlandıkları zaten bilinmektedir. Ayrıca yapılan bir başka araştırmaya göre de tavuklar ortalama 2 günde bir (dışsal etki olmadığı takdirde) ayın her bir burç değişiminde yumurtlarmış ve özellikle dolunayda üretimleri artarmış. Eğer üremeden ve üretmekten devam edecek olursak kadınların da ay döngüleri (normal koşullarda) 28 günde bir tekrarlamaktadır. İlginç olan ise Ay'ın da gökyüzündeki değişimini 28 günde tamamlaması. Zaten kadınların halk arasında özel günlerini "ay dönemi" olarak isimlendirilmesi de işte bu sebeptenmiş.

Bu arada bu dolunay muhabbetinin nerden çıktığını merak edenler için söyleyeyim. Bundan bir hafta önce (dolunay vakti) kendi kendime sinir stres yapıp sonra "Acaba ben niye durduk yere böyle oldum" diye düşünüp dururken camdan bir baktım ve aman Tanrım o da ne dolunay!!! "Filmlerde ki insanlar dolunayda kurt adam bile oluyor ben neden sinirli olmayayım ki" diye düşünüp suçu direkt dolunaya attım. Ondan sonra suçluyu bulmanın rahatlığıyla kendimi akladım tabi.

Yalnız ben o merakla araştırma yapıp bu yazdıklarımı okuyunca ister istemez "Bak benim başım da ağrıyordu ondan demek", "Bak şu da olmuştu. O da kesin dolunaydandır" diye garip bir delil bulma çabasına başladım. Demek ki neymiş insan psikolojisi bir kere suçluyu buluverdi mi günah keçisi yapmadan onu bırakamıyormuş. Kimbilir belki bu da dolunayın bir başka etkisidir.

Pazar, Mayıs 16, 2010

Dikkat Mektup Var...

Size bir kadın anlatmak istiyorum. Kara gözlü, kara kaşlı güzel bir kadın. Benim için özel bir kadın.

Hikaye bu ya bir zamanlar çok güzel bir kız varmış. Simsiyah gözleri ve upuzun siyah saçları olan bir kız. O kadar güzelmiş ki dönen bir daha bakar bakmaya doyamazmış. Çok isteyenler olmuş ama bu kızın bir sevdiği varmış. O kadar çok sevmiş ki sevdiği adam için eğitiminden vazgeçmiş ve gencecik bir yaşta evlenmiş. Bundan sonrası da zaten hiç kolay olmamış. Zorlu bir hayat mücadelesine girişmişler karı koca. Bu zorlu dönemde hayatlarına renk getiren iki çocuk sahibi olmuşlar. Biri erkek biri kız. O güzel kadın bu zorlu dönemlerde bu çocuklarla hayata daha sıkı bağlanmış. Hayata karşı daha güçlü, daha dik durmayı onlarla öğrenmiş. Ve her geçen gün çocuklarıyla birlikte büyümüş o da.

Gel zaman git zaman bu güzel kadının biricik kızı hastalanmış. Doktor doktor gezilmiş ama ne çare kesin bir sonuç alınamamış. Kızı hayattan kopmuş durumdayken onu yeniden hayata bağlamak için binbir uğraşla didinmiş. Kızını bir bebek gibi itinayla sarıp sarmalamış. Onun hiç usanmadan eli kolu olmuş. Kısacası kızı istemiş, o yapmış.

Ama ''kara gün kararıp kalmaz'' derler ya kızının hastalığının teşhisi konmuş. Kız yavaş yavaş canlanıp eski sağlıklı günlerine dönerken annesi kızının yeniden hayata tutunuşunu büyük bir mutluluk ve dikkatle izlemiş. İzlemiş ki kızı yeniden takılıp sendelediğinde onu tutabilsin. Hastalandığı zamana takılıp kalmasın ve yeniden ayağa kalkabilsin diye.

Şimdi ise bu kadın çok mutlu. Çünkü kızı artık sağlıklı ve ailesi huzur içinde. Yaşadıkları, ondan yaşayamadığı yılları çalsa da hiç yakınmadı. Sadece her zaman yaptığını yaptı bizleri, ailesini sevdi.

Bu kadın kim mi? İşte bu kadın benim annem. Benim kahraman annem.

Her zaman yanımda olan ve olacağını da bildiğim muhteşem kadın doğum günün kutlu olsun...